Wacken Open Air 2025 Festival Günlüğü

Wacken Open Air Festival’e bir hafta kala hava parçalı bulutlu, az biraz yağmurlu gösteriyordu ancak gerçekler tamamen farklıydı, festivale geldiğimiz ilk günden itibaren iklim ve doğa koşulları tam tersini gösterdi bizlere.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, tecrübe edindiğim yüzlerce konser arasında bu festival en zorlu hava şartlarında gerçekleşen festival oldu. Ne yağmur durdu (Cuma yarım gün hariç), ne de çamur hareketimizi kolaylaştırdı.
Hadi biz nispeten sağlıklı bireyler olarak bir şekilde ayakta kaldık ancak, engelli arkadaşların hareket imkânları oldukça az ve sınırlıydı.
Bu bir şikâyet değil ancak durum tespiti olarak kayıtlara geçsin. Şartlar ne olursa olsun, festivalin genel teması olan RAIN or SHINE ile unutulmaz bir festivali, unutulmaz anılarla geride bıraktık. Hadi gün gün bu anı beraber yaşayalım.
28 Temmuz 2025 (Yola Çıkmadan 1 Gün Öncesi)
Kamp alanında, arabada kalıp ekstra bir çadırı da yedek olarak bulunduracak şekilde bir planlama yapmıştık.
Temel ihtiyaç listesi ana başlıklar hâlinde oluşturuldu, eksik var mı yok mu diye son bir kez üzerinden geçtik:
- Barınma/Uyku
- Yemek/Mutfak
- Giyim/Kıyafet
- Ekipman/Alet
- Tuvalet/Temizlik
- Konfor/Ekstralar
Bu ana başlıkların altını tek tek doldurmayacağım ancak Yemek/Mutfak için arkadaşımdan ödünç kamp gazı ve tüpü aldım. Buna bağlı olarak hayat kurtaran konserve, yumurta vs. ile sabahları iyi bir kahvaltı, öğle aralarında da cep yakmayan lezzetli yemekler planlamıştık.
Giyim/Kıyafet kategorisinde 2024 W.O.A.’da aldığım resmi kapüşonlu fermuarlı sweatshirt’üm de yanımdaydı.
Yukarıdaki bu iki kategorideki konular, ileride anlatacağım şanssızlıkların parçalarını oluşturan kalemlerden sadece birkaçı olacak
Şirketten iznimi almış, arabanın arka koltuklarını ve bagajını tamamen doldurup erkenden uyudum. Sabah 5’te yola çıkmak üzere saatimi 04.30’a kurdum.
29 Temmuz 2025 (Yollardayız)
Sabah 04:30’da kalkıp, 06:30’da ancak evden çıkabildim.
Brüksel’den navigasyona Wacken Open Air Infield yazdığımda, 7 saat 28 dakikalık yolculuk için toplam 666 km’lik bir rota çıkardı Google Maps.
Almanya karayoluna girdikten sonra Hırvatistan, İtalya, Polonya, Fransa, Hollanda, Belçika ve haliyle Almanya plakalı W.O.A. temalı araçları yollarda görmeye başladım.

Hamburg’a yaklaşmama 1 saat kala arabanın AdBlue uyarısı ile karşılaştım. Festival’de yaşayacağım problemlerin habercisiydi aslında bu benim için. Road Assistant’tan destek alarak en yakın benzin istasyonunda sorunumuzu giderdim.
Paslanmaz Kalem’den Cüneyt Özer ile Hamburg tren istasyonunda buluştuk. Rotamız direkt check-in işlemlerinin yapıldığı bir çiftlik evi oldu. İçeride inekler, tezek kokuları arasında bir ortamda bulduk kendimizi. Arabamızı çamurlar üzerinde patinaj çekerek güçlükle park edebildik.
Check-in işlemlerimizi tamamlayıp kamp yerleşkesine doğru arabamızı sürdük.
Eşyalarımızı yerleştirir yerleştirmez etrafı gezmek için festival alanına doğru şahane bir patikadan yürür halde bulduk kendimizi.
Wasteland’e geldiğimizde festivalin resmi satış ofisi hazırlıklarını yaparken, arkadaki gökkuşağı fırtına öncesi sessizliğin ilk habercisi oluyordu bize.
Wasteland’i biraz dolaştıktan sonra yavaştan, yorucu geçen yolculuğun verdiği ağırlıkla kamp alanına dönmeye karar verdik.
Yolda Press kamp alanımıza dönerken, TeNT maskotlu ve resimde gördüğünüz Sleep Box’lar karşıma çıktı. Güneş enerjisi ile çalışan bu çadırlar oldukça teknolojik ve pratik görünüyordu, genel özellikleri:
- 2 kişilik köpük yatak
- 3 adet iç bagaj filesi
- 2 LED ışık
- Asma kilitli kutu

Uyku kutusunun güneş pilleri, telefonunuzu, müzik kutunuzu vb. şarj etmek için 12V, USB ve USB-C çıkışlı bir batarya paketine güç sağlıyor. 300 kg’a kadar da taşıma kapasitesi var. Altındaki metal çubuklarla yerden yükseltilebiliyor.
Kiralık fiyatı 530 Euro’ydu, yani bilet fiyatının yaklaşık 1,5 katı kadarcık :)

30 Temmuz 2025 (Açılış Günü)
Sabah arkadaştan ödünç aldığımız ocak ilk kullanımda bozuldu. En azından bir defaya mahsus yumurta ve kahve için kullanabildik. Arabanın bir gün öncesindeki AdBlue sorunundan sonra yaşadığımız ikinci problem bu oldu.
Saat 10:00’da açılan Press alanına, bize özel sağlanan ring VIP otobüslerle 5 dakika sürüş ile varmış olduk.
Tanıdık basın mensuplarıyla selamlaşıp, hemen ilk konserde yerimi aldım.
“Dogma”, 4 çılgın kadından oluşan, rahibe kıyafetleriyle din temalı gibi görünen, KISS tarzı yüzlerindeki siyah-beyaz boya (kimine göre corpse paint) ile deli dolu bir grup. Siyaset, din, özgürlük ve toplumsal kısıtlamalara karşı meydan okuma içerikleriyle görsel bir şov yaşattılar bize. Amatör ruhlarını koruyarak keyifli bir sahne performansı sergilediler.

Bu arada grup üyeleri, çeşitli antik mitolojilerden ilham alarak Lilith, Lamia, Nixe ve Abrahel gibi lakaplar kullanıyor:
- Lilith – vokalist
- Lamia – gitarist
- Nixe – basçı
- Abrahel – davulcu
Hemen anlamları neymiş diye ufak bir araştırma yapalım:
- Lilith, Yahudi folklorunda genellikle Âdem’in ilk karısı olarak tasvir edilir. Ona itaat etmeyi reddettiği için Cennet Bahçesi’nden kovulur. Daha sonra özellikle geceyle ilişkilendirilen ve bazen de bebek hırsızlığıyla anılan bir iblis olarak bilinir. “Lilith” adının Akadca “lilîtu” (iblis/ruh) kelimesinden türediği düşünülmektedir.
- Lamia, Antik Yunan mitolojisinde çocuk yiyen bir canavardır. Daha sonraki geleneklerde ise bir tür gece musallat ruhu (daimon) olarak kabul edilmiştir.
- Nixe, Cermen mitolojisi ve folklorunda insansı ve sıklıkla şekil değiştiren su ruhlarıdır.
- Abrahel, Nicholas Rémy’nin Daemonolatreiae libri tres adlı eserinde anlatılan bir iblis türüdür. 1581’de Dalhem köyünde ortaya çıkmasıyla bilinir. Burada Pierron adında bir adamı baştan çıkarmış ve oğlunu öldürmesi için onu kandırmıştır.
Madonna’nın Like A Prayer ve Ozzy/Black Sabbath medley’iyle izleyenleri oldukça etkilediler.
Buradan direkt, ana sahneler seyircilere açılmadan, Cüneyt ile buluşup Infield önünde pozumuzu verdik. Bu pozdan sonra arkamızdaki yemyeşil alanı bir daha görmedik; yerini çamur ve hiç durmayan yağmur aldı.
Biraz yeme-içme mekanlarını dolaşıp bu sene farklı bir şey var mı diye keşfe çıktım. Festivaldeki yemekler içinde farklı geleneksel tatlar mevcut. Süt domuzu, şişte öküz çevirme, yahni ve çorba gibi yemeklerin yanı sıra bal şarabı veya meyve şarapları gibi ortaçağ tarzı tatlılar ve içecekler de sunuluyor. Körili sosisli patates kızartmasından vegan falafel ceplerine kadar çeşitlilik gösteriyor.
Festival alanında özel bir bira tesisatı bulunmakta. Gece gündüz musluktan bira akan bir sistem oluşturulmuş. 2017 yılında inşa edilen yeraltı bira boru hattı sayesinde, merkezi tanklar alandaki birkaç musluğa bağlanıyor ve saatte 10.000 litreye kadar bira taşınabiliyor. Böylece ulaşımda tasarruf sağlanıyor, yollar korunuyor ve tedarik kesintisiz devam edebiliyor.
Referans olması açısından bu yılki içecek fiyat listesini buraya bırakıyorum. Bana biraz pahalı geldi ancak Cüneyt, fiyatların geçen seneye göre değişmediğini söyledi.

Yolda parti hayvanları “Blaas of Glory”’ye denk geldim. Bu Hollandalı eğlenceli bando takımı, bilindik rock cover’ları ile etrafta dolaşarak insanları eğlendiriyor. Ben bildim bileli Wacken’a katılırlar, festivalin havasına renk katarlar.
Buradan yaşadığım ülke Belçika’nın bir grubu olan “Tabernis” ile tanıştıracağım sizi. Kendilerini şu şekilde ifade ediyorlar:
“Geçmişe duyulan hayranlık ve gizem sevgisinden doğan Tabernis, kadim arıcılık ve karanlık müzik dünyalarını iç içe geçiriyor. Yarattığımız her parça, sizi Orta Çağ yaşamının gölgelerini ve arıların sırlarını keşfetmeye davet eden bir yolculuk. Arıların hafif vızıltısından Orta Çağ gaydasının büyüleyici tonlarına kadar, müziğimiz geçmişin gizemli güzelliğine saygı duruşunda bulunur.”
Arı ve Orta Çağ birleşimi oldukça ilginç bir ikili olmuş. Metalin gürültüsünden uzaklaşıp biraz kulaklarını dinlendirmek isteyenler için oldukça mantıklı bir performanstı.
Buradan ana sahnelerin bulunduğu turnike arkasında yerimi aldım. Öğleden sonra 15:30’da kutsal toprakların bulunduğu Infield açılacaktı. Bu aynı zamanda resmi açılış demekti.
Turnikeler açıldığı ilk an muhteşemdi. Insanların mutluluğu, toprağı öpmeleri, koşarak ana sahne önünde yer kapma telaşları görülmeye değerdi. Benim gözümde festivalin en duygusal anı tam olarak bu kapıların açıldığı andı.
Çekimlerimden sonra ben de uzaktan Faster sahnesinde “Wind Rose” için yerimi aldım.

İtalyan power ve folk metal üstatları iyi bir açılış yaptı. Kostümleriyle dikkat çektiler ve haliyle oldukça gaza geldiler, getirdiler. Diggy Diggy Hole parçaları fanları epey coşturdu. 2009’da kurulan grup 5 üyeden oluşmakta ve şu ana kadar 6 albümleri bulunmakta.
31 Temmuz 2025 (İkinci Gün)
Güne basın alanında başladık, Cüneyt ile günün ilk kahvesini içtik.
Kahve sırasında İtalyan bir meslektaş ile kahve muhabbeti döndü. Cüneyt’in filtre kahvesine burun kıvıran İtalyan kardeşimiz, ‘Biz İtalyanlar kahve dediğimiz zaman espresso gelir, tek shot… diğerleri gözümüzde kahve sayılmaz,’ diyerek bize takıldı; küçümser minik bir bakış attı gülerek. Ben de araya girerek ‘İtalyanlar kahveyi Türklerden aldı, siz kim kahve kim…’ geyiği yaptım, klasik.
Sonrasında italyan sert abimiz mini espressosunu içmeden içine koca iki kaşık şeker koyması ile, kendisi dahil herkesi güldürdü.

Biz filtre kahvelerimizi alıp günün programını konuşmaya, planlamaya başladık Cüneyt ile.

Festivalde, Bundeswehr (Alman Silahlı Kuvvetleri) personeli, ziyaretçileri bilgilendirmek üzere her sene olduğu gibi bu sene de festivale bir stant açtılar. Burada bir Tornado savaş uçağı, panzer (tank) ve simülasyon uygulamaları gibi dikkat çekici materyalleri sergileyerek gençlerin orduya ilgilerini çekmeye çalıştılar:

“Ugly Kid Joe” sahnesine doğru yönlendim. Ortam çamur içinde, hareket alanı kısıtlı, bir yerden bir yere gitmek eziyet haline gelmeye başladı. Durduğunuz zaman zeminin siyah renkteki çamuru, killi toprak etkisi yapıyor, botunuzun zemine yapışmasına neden oluyor. Bir süre bu şekilde konseri izlerken, istemsiz bir şekilde normal bir adım atacağınızı zanneden beyin, vücudun yapışan zemin yüzünden engellendiğini unutmuş oluyor ve düşe yazıyorsunuz. Üstüne neredeyse durmayan bir yağmur hayal edin (ender yağmursuz anlardan, çamurun en iyi olduğu bir anı şuraya bırakıyorum):

Ugly Kid Joe, “Neighbor”, “Panhandlin’ Prince”, “Goddamn Devil”, “So Damn Cool” gibi klasik parçalardan başlayarak, “Cat’s in the Cradle” ve Motörhead’in “Ace of Spades” gibi efsane cover’larla devam etti. ’89’dan beri varlığını sürdüren California’lı grup Amerikan Hard Rock’ının sembolik isimlerinden biri. Bu arada Ugly Kid Joe, Wacken 2025’in dördüncü Advent sürprizleri arasında açıklandı. Advent’in anlamı; o senenin Noel’e kadar geçen dört hafta boyunca, festival ile ilgili tanıtım kampanyası kapsamında yeni grup duyurularını yayınlama, günlük ödül çekilişleri düzenleme gibi etkinliklerin duyurulduğu bir takvim olur kabaca.
Çamur, yağmur ve konserden sonra hava biraz da olsa yağmursuzdu. Bu fırsatı değerlendirip 1–2 km mesafedeki, festivalin adını aldığı, festival alanının dışındaki köye gitmeye karar verdik.

Bu köy yolun sonundaki kilisede mini rock/metal konserleri düzenleniyor. Programa bakmak için yürümeye devam ettik. Yol boyunca köy trafiğe kapandığından, ortam İstiklal Caddesi modunda; birçok bar, DJ setleri, yeme içme kulübeleri ile dolu. Yolda düğün hazırlığında olan gelin–damat ve arkadaşları, sokak gösterileri vs. gibi birçok etkinlik görebilirsiniz. Kiliseye yakın bir alanda farklı dillerde insanlara ücretsiz dağıtılan “Metal Bible” da var. İçeriğinde, tanınmış metal müzisyenlerinin hayat hikâyeleri ve “Tanrı ve İncil’in hayatlarında ne anlama geldiğini” paylaştıkları bölümler bulunuyor. 2011 yılındaki istatistiğe göre yaklaşık 11.000 kitap dağıtılmış festival alanında.
Köyden çıkıp direkt ‘Static-X’ grubunu izlemek için yola koyulduk yeniden. Resmî sayfalarında festival için duyurusu şu şekildeydi: “evil disco is coming to the holy ground” (kutsal mekâna evil disco geliyor). Nu ve endüstriyel metalin hakkını veren gruplardan biri olan Static-X, 1994’ten beri tam gaz devam ediyorlar. Ancak kurucusu Wayne Static 2014’te vefat ettikten sonra yerini maskeli vokalist Xer0 aldı. O çamur ve yağmura rağmen en sağlam circle pit bu grup performansında oluştu. Bayağı canlı, gaz çaldılar. Fanları da onları yalnız bırakmadı.
Buradan direkt, gönülsüz bir şekilde “Guns N’ Roses” sahnesine yönlendim. Basın çalışanlarına özel bir duyuru gelmişti. Grup hiçbir şekilde resimlerinin çekilmesini istemediğini iletmiş, bizler de performansları boyunca bir paylaşım yapmadık. Uzaktan birkaç çekim ile kayıtlara geçirmiş olduk. Şunu söyleyebilirim ki Axl artık bırakmalı, ses oldukça kötüydü.

Grup yaklaşık 3,5 saat süren bir performansla Wacken tarihinin en uzun setine imza attı. Toplam 31 şarkı çaldılar. Konserde “Welcome to the Jungle”, “Sweet Child O’ Mine”, “November Rain” gibi klasikler yer aldı. Ayrıca Black Sabbath’a saygı olarak “Never Say Die” ve “Sabbath Bloody Sabbath” gibi özel cover’lar seslendirdiler. Çocukluğumun en önemli gruplarından biri olan, kasetlerini manuel önlü arkalı değiştirerek dinlediğim bu grubun canlı performansı benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Gecenin sonunda kendimi kamp alanına zor attım. Yorgunluktan anında uyuyakalmışım.
1 Agustos 2025 (Üçüncü Gün)
Güne yine yağmur ve çamurla uyanıp, Wacken’a özel üretilen kahveden yudumlayarak başladım.
Size çocuklara metali sevdirmeyi amaç edinen bir gruptan bahsedeceğim: Heavysaurus. Çocuklar ve aileler için özel olarak planlanmış bu grup, sabah saatlerinde “ağır ama sevimli” bir dino-metal şöleni sundu ve saat 11:00’de W.E.T. sahnesinde yer aldı. Çocukları rahatsız etmemek için ses seviyesi 85 dB’i geçmeyecek şekilde ayarlanmıştı. 2017 yılında kurulan bu grup, kostümleriyle de aileleri ve çocukları coşturdu. Grup üyeleri sahneye dört dinozor ve bir ejderha kostümüyle çıktılar.
Bu yıl Wacken Open Air, metal müzik ile uzay dünyasını bir araya getiren özel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı: Space Camp (Uzay Kampı). Festival alanında kurulan bu bölüm, Avrupa’nın önde gelen uzay ve havacılık kurumlarıyla oluşturulan geniş katılımlı bir interaktif deneyim sundu. ESA astronotu Alexander Gerst (iki kez uzayda bulunmuş deneyimli bir isim) ve Rabea Rogge (Nisan 2025’te uzaya çıkan ilk Alman kadın astronot) Wacken sahnesinde yer aldı. Rabea Patricia Rogge; Fram2 görevi kapsamında SpaceX Crew Dragon Resilience ile uçan bir elektrik mühendisi, robotik araştırmacısı, kutup bilimcisi ve özel astronotu olur kendileri. Hey maşallah diyoruz. Kendisi Press alanında hikâyesini biz basın mensuplarına anlattı, ilham kaynağı oldu:

Buradan ayrılıp kendimi Nailbomb’un çıkacağı Louder sahnesine attım. Sepultura’nın vokalisti Max Cavalera tarafından 1993 yılında kurulan bir grup kendileri. Tam 29 yıl aranın ardından ilk tam set performanslarını Wacken sahnesinde gerçekleştirdiler. Thrash metalin altından girip üstünden çıktılar. Sahne performansları oldukça başarılıydı; seyirci zaten aksiyona dünden razı bir moddaydı. Tadını fazlasıyla çıkardık.
Bugün ekstra yorulduk. Son kalan enerjimizle kamp alanına döndük. Orada da beni tatsız bir sürpriz bekliyordu: Arabanın aküsü bitmişti. Neyse ki içerideydim, yorgundum, bu konuyu yarına bırakmaya karar verdim.
Festivalin en önemli etkinliklerinden biri de Metal Battle. Dünya genelinde birçok genç yetenek yarışmaya katılarak en iyiler Wacken Open Air’de sahneye çıkıyor. Amaç genç ve yetenekli grupları keşfetmek. Yarışmayı kazanan grup uluslararası tanınırlık elde ediyor; plak şirketleri, festival organizatörleri ve medya tarafından desteklenme şansı yakalıyor. Bu yarışma “Metal’in Eurovision’u” olarak bilinir.
Bu sene Wacken Metal Battle’ın ilk 5 sıralaması şu şekilde sonuçlandı:
- Expellow (İsviçre)
- Numento (Finlandiya)
- Hellbound (Bulgaristan)
- Elnueveonce (Arjantin)
- Panchabhuta (Hindistan Alt Kıtası)
Günün ilerleyen saatlerinde Wasteland’i ziyaret ettik. Burası, “Mad Max”i anımsatan alev makineleri ve hurda metal binalarıyla kıyamet sonrası bir tasarıma sahip. Ateş dansları, makyajlar ve kostümleriyle farklı figürleri burada görmek mümkün.
Bu bölgeye yakın bir yerde ise sabahları metal yoga yapılıyor. Bu sene çamur içinde onlarca insan yoga yaparken adeta çamurla dans etti diyebiliriz. Kimisi çamur yokmuş gibi hareketlerin tamamını yerde yaptı, keyifli anlar yaşandı.
2 Ağustos 2025 (Son Gün)
Araba servisini tekrar arayarak bu sefer akünün bittiğini belirttim. Ertesi gün yola çıkacaktık. Bugün bu sorunu bir şekilde çözmem gerekiyordu. Servis tam 7 saat sonra gelebildi. Yolların trafiğe kapalı oluşu nedeniyle ilgili ekip gelemedi, festival görevlilerinden destek almak zorunda kaldılar. Yarım günümüz iptal olmuştu ama çamurların üzerinden süzülerek yardıma koştular, sağ olsunlar.

Bu iş biter bitmez “W.A.S.P.” sahnesine doğru koşmaya başladık. Harder sahnesinde çıkacak grup için biraz geç kalmıştım ancak “I Wanna Be Somebody”, “Wild Child” gibi bilindik klasiklerini kaçırmadığım için mutluydum. L.A. gruplarından biri olan grup 1980’lerin başında kuruldu, glam metal ve hard rock tarzlarını bozmadan günümüze geldiler. Yaklaşık 1 saat kadar dinleyebildim grubu. Herkesin yüzünden mutluluk keyif akıyordu, müşteriler memnun kalmıştı.

Buradan ‘Within Temptation’a geçtik. Ses sisteminden midir yoksa bulunduğumuz yerden midir bilmiyorum ancak kulağı yoran, rahatsız eden bir tiz ile dinledim grubu. Resim bile çekmek istemedim, ne yalan söyleyeyim. Zaman kaybetmeden ‘Gojira’nın çıkacağı Harder sahnesine geçtim. Adamlar bildiğin “ciddi metal” yapıyorlar. Gülmek yok, muhabbet yok, zaman kaybı yok, direkt işlerine konsantre, cayır cayır çaldılar. Bir olimpiyat açılışı etkisi yarattılar ama bu sefer festivali resmen kapattılar diyebilirim. “Progressive metal”i sevdiren bir grup kim derseniz, Gojira derim. Bilinen Mea Culpa (Ah! Ça ira!) parçasını çaldılar. Olimpiyatların açılışında çaldıkları parça da buydu. Fransız Devrimi’nin simgesel bir şarkısı ve ilk kez Mayıs 1790’da duyulduğu söylenir.

Gojira’dan sonra daha sakin bir müziğe ihtiyaç duyuyor insan. Burada “D.A.D.” yardımımıza koştu. Eski bir Danimarkalı grup olurlar kendileri aslında, klasik bir hard rock grubu. Piyano, saksafon gibi enstrümanlarla festivale renk kattılar. Başlangıçta “Disneyland After Dark” adıyla bilinen grup, adını Walt Disney Şirketi’nin dava tehdidi nedeniyle “D.A.D.” olarak değiştirmek zorunda kaldılar:)

Günün son grubunu ‘Machine Head’ ile tamamladık. Bu adamları ilk 90’ların sonunda ‘Message in a Bottle’ parçaları ile tanımıştım. Aslında Police grubunun cover’ı bu parça ama çok iyi bir şekilde yorumlamışlardı. Daha karanlık, daha agresif bir hale dönüştürmüşlerdi. Festivalin son günüydü ve son grup olarak ana sahnede çıktılar. Haliyle biraz hüzün vardı. İnsanlar yavaş yavaş dağılıyordu; ben de bir yandan bu hüznü bu şekilde fotoğraflamaya çalıştım.

Kapanış seremonisinde bir sonraki grupların anonsu dronelar eşliğinde ışık şovları ile yapıldı. 2026 yılı, 35. yıl olması sebebiyle özel bir anlama sahip olacak. İlk 35 grup şimdiden açıklandı.
Öne çıkan isimler arasında Def Leppard, In Flames, Powerwolf, Savatage, Running Wild, Europe, Lamb of God, Nevermore, Airbourne ve Sepultura bulunuyor. Özellikle Running Wild, bu etkinlikte Wacken 2026’daki son konserlerini vereceklerini duyurdu.
3 Ağustos 2025 (Dönüş)
Sabah en önemli sorun, kamp alanından çıkamayan yüzlerce arabaydı. Onlarca traktör, bir gün öncesinden kamp yerinden ayrılmaya çalışan ve çamura saplanan araçları çıkarmak için hazırda bekliyordu. Biz de nasibimizi aldık. Traktör, aracınızın yanına kadar yanaşıyor, çamurlu halatın bağlantısını sizin yapmanızı bekliyor. Halatı arabanın önündeki demir çengele geçirdikten sonra ellerimi yıkayıp, ayrıca bu çekme işlemi için bir form doldurup imzalayarak oradan ayrıldık.

Barış Manço’nun Arkadaşım Eşek parçasına ilham olan Bremen yoluna doğru arabamızı sürdük. Dönüş yolunda, festivali özetleyen bu anı da kaçırmadık (Sun or Shine!).
Festival Instagram Story paylaşımları için Deniz KIZILCABOLUK:
https://www.instagram.com/stories/highlights/18036187073454799/
Paslanmaz Kalem’deki diğer festival yazıları için:
https://www.paslanmazkalem.com/yazar/mustafa-deniz-kizilcaboluk
Aşağıdaki fotoğraflar Cüneyt Özer’e aittir, izinsiz kullanılamaz.
Fotoğraflar: Cüneyt Özer




































