2025’in En İyi Albümleri

Megadeth, Machine Head, Bleed From Within, Deafheaven, High On Fire, Limp Bizkit, Between The Buried And Me, King Diamond, Akhlys, The Varukers, – suyunun suyu olsa da – Black Flag, Lindemann, Carnal Tomb, İmha Tarikat, The Halo Effect, My Dying Bride, Rotting Christ, The Rasmus, Thy Art Is Murder, Seth, Baest, Demonical, Blood Incantation, Esoteric, UDO, Sabaton, Mors Principum Est, Septic Flesh, Marty Friedman, Blind Guardian, Asphyx, Marilyn Manson, Apocalyptica, Wardruna, Eluveitie , Andy Timmons Band, Sepultura, Epica, Dream Theater, The HU, Manowar, Candlemass, Kreator, Hypopcrisy, Dark Tranquility….
Bakın daha Anathema, Opeth ve Katatonia üçlüsünün adını bile anmadım. Bunlar, 2025’de Türkiye’yi turnesinin rotasına katarak konser vermiş ya da festivallerde sahne almış gruplar ve sanatçılardan ilk aklıma gelenler, bunun kadar daha grup vardır gelmiş olan. Artık Kadıköy’deki Karga, The Wall ikilisinden Taksim’in Dorock ve Blind’ına; Beşiktaş’ta IF’den Sarıyer’de Lifepark’a kadar; neredeyse her hafta sonu en az iki konser var bulabileceğiniz. Hele 2026’da gelecek, duyurulan Offspring gibi isimlerle artık iyice Türkiye’nin müzik endüstrisinin radarına girdiğini görüyoruz. Ben kendi adıma, daha şimdiden Godspeed You Black Emperor ve Amen Ra izleyeceğim için umutluyum 2026’dan yana.
E peki hayırdır? Hayır mı şer mi bilemem..
Kimi diyor ki Ukrayna savaşından sonra turneler Doğu Avrupa’da iptal olmaya başlayınca, menajerler ve organizasyon firmaları buraya yöneldi. E diğer yandan Esad sonrası Suriye iç savaşında ikinci perde “Paylaşım Özgürlüğü” başlamak üzere; İran – İsrail; Filistin – İsrail savaşları kim ne derse desin, bölgeye yayılma riski ile hala kendini hissettiriyor. Ege adaları ve Kıbrıs’da yepyeni bir Ukrayna savaşı ısıtılıyor. Küba krizinden beri ilk defa gerçek bir nükleer savaş ihtimalinden söz eden küre liderlerinden bahsetmiyorum bile.. Dünya güzellerinin memleketi Venezüela bile ABD işgali tehdidinden nasibini alıyor. Grönland’lılar şimdilik rahat bir nefes almıştır diye düşünüyorum.
Tam böyle dandik sokak sosislisi kılıklı bir distopik oyun ya da film uyarlaması gibi değil mi? Taksim’de, Kadıköy’de gezerken bazen kendimi boşuna Cyberpunk 2077 ya da Southland Tales’in setindeymiş gibi hissetmiyormuşum demek. Kader, The Road’ın ya da Children Of Men’in setinde hissettirmesin kimseyi diyelim..
Kimi diyor ki yeni yeni sermaye grupları Türkiye’de eğlence sektörüne yatırıma başladı. İlginç. Malum Suriye ve Irak savaşlarıyla türetilen şeriat devletinin intihar saldırıları ile toplumun korku sarmalına hapsedildiği, Laneth’li Konserler 1 yapılana kadar dışarıya bile çıkmadığımız günleri unuttuk mu? Haydi geçtim yabancı bir grubun konsere gelmesini, o dönem sokağa çıkmaya korkuyordu insanlar. Araya covid girince uçup gitmiş demek dimağlardan.. Yine bir yarım porsiyon ucuz tavuk dönerli distopyada olduğumuzu anlıyoruz. Çünkü her anlamda eğlenceye yatırım artarken aynı anda ekonominin çöktüğü, en temel hak ve özgürlüklerin bir trolün atarıyla rafa kalktığı, artık “kutsal el”in canı istediğinde her bahaneyle herkese bulaşabileceği gibi korkularla yaşıyoruz. Hem yeraltından hem yerüstünden hayatları kısıtlanan tüm sanatçı arkadaşlarımıza acil özgürlük diliyoruz. Ancak dileyebiliyoruz maalesef.
Yoksa hep mi böyleydi zaten? Birisi hep vanayı mı açıp kapatıyordu da biz bu sefer kafamız telefonun alfa dalgalarıyla güzelken çıkışı mı bulamadık? Bu da işin şer’i olsun. Saraçhane’de günlerce nöbet bekleyen tüm gençlere, İstanbul Sözleşmesi rafa kalktığından beri hayatları pahasına mücadeleye devam eden kadınlara selam olsun, şer’i onlar silecek kazınacağı yerden.
Covid, “neden geliyorlar”ın en önemli cevaplarından biri. Covid karantinasında 16 – 20 yaş dönemini tamamlayan yepyeni bir nesil aramıza katıldı çünkü çaktırmadan. Önceki yıllardaki yazılarımızda ve videolarımızda sıkça bahsettiğimiz, sert müzik ve türevlerinde tarihte ilk defa üç – belki de dört – jenerasyonun beraber müzik dinliyor olma durumu, işte bu nesilin aramıza katılmasıyla iyice kitlesel bir boyut aldı Türkiye’de. High On Fire konserinde de en önde görebilirsiniz onları, bir Engulfed konserinde de. Son bir yılda kurulan yeni grup sayısına bakınca da hemen işin üretim tarafına da katılmaya istekli oldukları görünüyor. Gayet güzel, klas.
Bundan on yıl önce Paslanmaz’da, Headbang’de albümlerini yazıp çizdiğimiz bir önceki nesil artık “abiler, ablalar” konumunda. Avrupa’yı ABD’yi turlayan da var içlerinde, popüler kültürden elemanlarla düetlere kadar gidenler de. Yeni nesil aç ve heyecanlı, bu kadar konser onları ancak beslemeye yetiyor. Yerli organizasyon firmaları artık daha tecrübeli. Firmalar artık işin finansal kısmı kadar pazarlama ve tanıtıma da eşit önem veriyor. Online medyadaki “yayılım” oranınız artık ortaya dinlenecek bir müzik eseri çıkarmak kadar önemli.
Her şey bir doz artık. Çok ama çok sevdiğiniz bir grubun yepyeni albümünü kaçırabiliyorsunuz ve yılın sonunda çok alakasız bir tanıdığın tanıdığının listesinde ona denk gelene kadar bihaber kalabiliyorsunuz. Dolayısıyla çok fazla üretimin içinde iyi ile kötüyü; gerçek ile AI olanı ayırt edebilmek şöyle dursun, önce ona ulaşmanız ya da onun size ulaşması bile sorun. Diyelim ki o sorunu çözdün.
Buradan sonra yeni soru(n)lar başlıyor. Ürün bize ulaştığında bu sefer bizden talep ettiği dikkati ona verebilmemiz gerekiyor. Insta, feys, tiktok, anında tepki emen x, anında cevap vakumlayan vatsap, iş, güç, çoluk, çocuk derken albüm bize geliyor; ohha bir de tamamını dinlememizi istiyor. İnsanların albümlerde şarkılara ayırdıkları süre, üçüncü şarkıdan sonra Last FM’in dinlediğiniz şarkıyı arşive kaydetme süresinin bile altına düşüyor, hatta saniyeler kadar şans veriliyor sonraki şarkılara.
Kısacası, kitleselleşmeye rağmen herkesin işi böylesine zor ve müziği dinleyiciye ulaştırmak bu kadar dolambaçlı hale gelmişken, insan istemez Non Serviam, Headbang, Enred, Şebek, Rock Kazanı, Laneth, ZOR gibi, bizim müziklerde dinleyicisi ile direkt kişisel ilişki kurabilen dergileri özlüyor. “Eski” müzik yazarlığı artık blog işine dönüşmüş durumda, düzenli, periyodik çıkabilen ve konusu sert müzik olan bir dergimiz yok. Gündemi bile online dergilerin insta hesabından takip ediyor dinleyici. Online röportajları çok başarılı müzik yazarları var ve ısrarla devam ediyorlar ama ne yalan söyleyeyim, ben daha çok makale okumayı özlüyorum. 80’lerden 2005’lere kadar Çalıntı, Stüdyo İmge, Roll gibi dergilerde daha akademik; ZOR, Enred, Headbang gibi dergilerde daha bir günlük diliyle yazılan uzun, içinde ilginç çıkarımlar olan, yaşam tarzımızın devamını bize anlatan yazıları özlüyorum. Belki fanzin kültüründen gelen nesiller azaldıkça iyice yok olacak müzikal fikir yazını ve fanzin modeli günlük makaleleri. Şimdilik metal camiasında Chaos Magazine, Bataklık Zine, Anti Zine ve Voodoo Noise gibi oluşumları okumakla yetiniyoruz. Artar mı sayıları? Azalır mı? Bilemeyiz.
Gelecekten kaçış yok. Cep telefonun olmadan hem finansal hem de sosyal anlamda hayatın tamamen dışındasın. Akşam gevşemek için Akıllı TV’de app’ler arası surf zorunlu bir hobi. Çizgi romanını tablette okuyor, oyununu playstation’da oynuyorsun. Günlük gibi kullandığın Word’ün bile online, yazdığın ve konuştuğun her şey izleniyor. Her an bir algoritmaya takılabilirsin. Birisi sana takarsa dataların kullandığın platformlardan “talep edilebilir”. Çalışan sınıfların kazandığı hakları her yıl bir bahaneyle biraz daha gasp etmek, bunu normalleştirmek ve onun yerine bireye online mastürbasyonlar hediye etmek üzerine kurulu, neo feodal, küresel bir online oligarşide yaşıyoruz.
Eskiden modem bağlanırken çıkan sesi dinler ve “gelecek bee” derdik, “dünyaya bağlanmak” zor olandı. “İnternete bağlanmak” birkaç dakika süren bir işti. Şimdi, dünyadan kopamamak, “online olamamak” zor olan. Telefon hattını kapatsa GSM firması, bir wi-fi ağına bağlanarak onu kullanmaya devam edebilirsin mesela. Vatsepp varsa sorun yok.
Öyle garip bir yerdeyiz ki, dünyanın yarısı bu hıza uyum sağlamaya çalışırken, diğer yarısı daha yavaşın nasıl olduğunu, ne işe yaradığını bile bilmiyor. Hızlı olmazsa kazanamayacağı fikriyle güdülenerek büyütülmüş çünkü. Görmedi, ona bu şans verilmedi.
Bu yazdıklarımı anlamayacak kadar genç milyarlarca insanın yaşadığı bir dünyadayız artık. İşler AI’ın ışık hızıyla gelişimini de ekleyince bir “tekilliğe” doğru gidiyor. Ama bu tekin bir tekillik mi bunu teknik şahıslar bile bilemiyor. Umarız iyi gider. Bilemeyiz.
Yukarıda albüm dinlemede verdiğimiz örneğin dışında, artık günlük, genel dikkat aralığımız sadece üç dört dakikaya kadar düştü. Çünkü her iki dakikada bir telefonumuza bakmamız lazım. Wired dergisinde 2025 yılı içerisinde yayınlanmış bir makaleye göre Dünya Sağlık Örgütünün araştırmalarında en çok öne çıkan konsept “zombileşen insan beyni”. Fütüristlerin ana başlıklarından biri hep kanserden sonra coşacak hastalıkların beyin kaynaklı olacağı yönünde. Tam da “bizimkilerin” şarkılarında anlattığı şey değil mi bu? Judas Priest’den Fear Factory’e kadar onlarca heavy metal grubunun “hikayesi” belki de artık gerçek oluyor. “Electric Eye”, kim sanıyorsunuz? AI bizim için bir kitabı özetleyebiliyorken neden oturup iki cilt Dostoyevski okuyalım? Vicdana ihtiyacımız var mı ki artık? “Hunter/Killer” bir Fear Factory şarkısı mı yoksa Çin’den gelecek yeni bir drone türünün adı mı? İkisi de mi? Diabolizer “Apokalypse”i durup dururken neden yazdı? Bilemeyiz.
Ortayı bulmak lazım. Hiç bir genci, bugünün birbirine “ekran” ve “bilgi” zinciriyle bağlanmış sekiz milyarının dertlerini, tüm hayatı boyunca maksimum yüz elli kişi ile iletişim kurabilmiş bir romantik dönem yazarının sadece bin altıyüz sayfalık kitabını okuyarak çözmeye zorlayamayız. Ama onların dertlerini anlatan, onları anlayan yazını da keşfetmek ve bunu yaparken onları da geçmiş – an – gelecek zincirine katmak bizim sorumluluğumuz. Belki biz onlara vicdanı öğretmenin daha yeni bir yolunu buluruz, onlar da bize hızlanmayı öğretecek kadar sabırlı olmayı çözerler bi şekil, ne dersiniz?
Biz bilemeyiz. Her tarafımız vıcık vıcık bilgi ile kaplı ve komik olan, yıllar ilerledikçe, dünyanın daha fazla ülkesinde, insanların kendi elleriyle seçtikleri liderler onlara “siz bilmezsiniz” diyor, feodalizmin hortlaklaşmış bir versiyonunu hatırlatan garip bir düzen kuruyorlar, yavaş yavaş.
Dijital kader, telefona ne yazıldıysa o ( bu şaka Musk’ın “Neurolink”i hepimizin şakaklarına takılınca “alnımızda ne yazıyorsa o” olarak güncellenecektir )
Neyse, yine uzun oldu. Kalan dostlara son notumuz aynı
Bizi biliyorsunuz, bu yıl da iyi müzik dinledik. Ama ortak kararımız 2025’in hanesine bir “hayat değiştiren klasik” yazamadığı yönünde. Belki de dinleyemediğimiz, yakalayamadığımız kaç klasik vardı da on sene sonra birisi insta’da bir reel’de paylaşınca değeri anlaşılacak. Bilemeyiz. Ama siz yine de ana liste ile kendinizi sınırlı tutmayın, yazarların kişisel listelerini de ziyaret edin. Eminim ilginizi çekecek bir çok grup ve sanatçı ile karşılaşacaksınız.
Nice yıllara.
Kerem Onan
10. Rwake – The Return of Magik
İblislerin bile işi düşmedikçe uğramadığı Arkansas’dan bir grubun, kariyerine on üç yıl ara verdikten sonra çıkardığı dönüş albümünde, proto heavy metal’deki folk tonlarıyla sludge, doom ve post metal’i sözlendireceği harika bir başyapıta imza atacağını bana Azazel söylemiş olmasa inanmazdım. Fakat elemanları gereken ilham iksirleri için oldukça iyi bir anlaşma ile kandırmış olmalı ki, kendinden oldukça emin bu sefer. Evet, şaka bir yana, metal’in “post” döneminin erken gruplarından Rwake’in, dinleyeni kırk yıllık bir zaman yolculuğuna çıkarırken hiç de elaleme tribute gibi tınlamamayı başaran son albümü “The Return Of Magick”, adı gibi, ekstrem müziğin sınırlarının hiç de sanıldığı gibi dar olmadığını ve kendine ait bir büyüsünün olduğunu kanıtlıyor. Kapağından şarkı düzenlemelerine kadar oldukça özenli ( evet çağımızda çok sık kullanacağınız bir kelime değil çoğu yeni albüm için ) ve evladiyelik, zaman içerisinde oldukça güzel yıllanacak bir iş karşımızdaki. Şarkı markı önermiyorum. Zira eser, tamamına yönelik bir çift kulak ve ilgi gerektiriyor. Tercihen, dört dakikada bir telefonunuza bakmadan :) -Kerem Onan
9. Hangman’s Chair – Saddiction
İtalya’nın Messa’sı varsa, Fransa’nın da Hangman’s Chair’ı var. Parizyen bir grup olan Hangman’s Chair, Type O Negative ve The Sisters of Mercy’i aynı potada eriten bir kataloğa sahip. Son albümleri Saddiction ise bu kataloğun en çarpıcı ürünü.8. Imperial Triumphant – Goldstar
IT, bana hep King Crimson’un progresif rock’tan caz’a doğru yaptığı yolculukların, John Zorn’un Naked City ve GOD gibi projelerinin harcındaki ekstrem metal soundu ile çarpıştığı müzikal bir karnaval olarak aksetmiştir. Dergimizin baş taze grup keşifçisi Volkan Atay hepimize grubu ilk dinlettiğinde, nasıl “yıllardır beklediğim delilik nihayet geldi” diye sevindiğimi hatırlıyorum. Bugün grubun başyapıtı “Alphaville”in posteri duvarlarımı süslerken, duvardaki diğer posterlerdeki isimlere bakıyorum; Propagandhi, Beastie Boys, Sonic Youth. Demek ki hala, insan hayatında saydığım bu üç ismin geçmişte yarattığı etkiyi yaratmak mümkünmüş diyorum kendi kendime. Goldstar, bir Alphaville değil, muhtemelen de giderek daha çok “grubun Reign In Blood’ı” olarak anılacağı için bu tabiri sonraki albümler için de kullanacağız. Fakat eğer standart olan artık size yetmiyorsa, katman katman açılırken müziğin giderek bir deliliğe, serbest bir salınıma dönüştüğü o büyülü anları seviyorsanız, Goldstar, tıpkı grubun diğer albümleri gibi, mutlaka artık hayatınızda yer vermeniz gereken bir “ilaç”. -Kerem Onan
7. Paradise Lost – Ascension

Paradise Lost gibi bir devin 37 yıl sonra bile bu denli dinamik kalabilmesi gerçekten nadir görülen bir durum.
“Ascension” ile karşımıza çıkan bu son dönem, grubun sadece geçmişteki mirasını korumakla kalmayıp, Gotik Metalin karanlık sularında yeni ve daha görkemli bir rotaya saptığının en somut kanıtı. Gregor Mackintosh’un o imzası haline gelen ağlamaklı gitar melodileri, Nick Holmes’un brutal ve clean vokaller arasındaki kusursuz geçişleriyle birleşince, albüm sadece bir “geri dönüş” değil, türün standartlarını yeniden belirleyen bir anıta dönüşüyor. Paradise Lost, kendi yarattıkları o hüzünlü evreni bu kez daha epik ve progresif katmanlarla donatarak, yeraltı dünyasından yukarıya doğru gerçekten de adının hakkını veren muazzam bir yükseliş sergiliyor. -Burak Gülgüler
6. Sleep Token – Even in Arcadia

Even In Arcadia, Sleep Token’ın bugüne kadar kurduğu mitolojiyi en çıplak hâliyle açtığı bir albüm. Maskelerin, ritüellerin ve tanrısal anlatıların arkasında aslında hep var olan kırılganlık bu kez saklanmıyor; aksine öne çıkıyor. Albüm, metal ile R&B, ambient ile gospel arasında gezinen yapısıyla türleri birleştirmekten çok, onları bilinçli biçimde çözüyor. Vessel’ın vokalleri burada bir performanstan ziyade bir itiraf gibi; öfke, teslimiyet ve yas aynı anda var olabiliyor. Arcadia başlı başına bir ütopya değil, daha çok kaçamayacağın bir iç dünya: ne kadar pastoral görünürse görünsün, çatlakları hep hissediliyor. Sleep Token bu albümde dramatik olmaktan korkmuyor ama melodramdan da uzak duruyor; duyguyu büyütmek yerine derinleştiriyor. Sonuçta Even In Arcadia, modern metal sahnesinde nadir görülen bir şey yapıyor: dinleyeni etkilemeye çalışmıyor, onunla aynı karanlıkta sessizce oturuyor. -Ersay Uçak
5. Architects – The Sky, the Earth & All Between
Metalcore’un dördüncü neslinin ağababası aslında Architects’dir. While She Sleeps ile beraber kendilerinden sonra fışkıran ve türü artık “core” kökenli olmaktan çıkarıp pop rock sularına kadar çeken bir nesile önayak olmuş olmalarına, 50 yaşına bu sene girecek bir huysuz dede olarak hiç kızmıyorum. Zira crossover deneylerin içinden hep daha popüler olana koşan örnekler çıkması tarihi bir gerçeklik. Misal thrash metal neslinin crossover’cılarının rap metal’i keşfetmiş olması; ilk punk’ların yarısı hardcore’a koşarken, kalanların bir kısmının ise post punk’dan sekerek pop-rock’a sıçraması gibi. Neyse dağıtmayalım, bunlar kolayca ÇetGPT’nize sorabileceğiniz konular. Grubun kurucu gitaristi ve soundunun mimarı Tom Searle’ün 28 yaşında kanserden vefat etmesi herkes için büyük bir şoktu. Sonrasında, Tom’dan kalan son rifler de bittiğinde, o pop tarafa kaymayı ufak ufak denemişti grup. Zannımca bunu oldukça karakterlerini ve kimliklerini koruyarak yaptılar. The Sky The Earth And All Between, adıyla bana bunun grubun son albümü olduğunu söylüyor. Öyle olur mu bilmiyorum ama metalcore’da umutsuzluğa karşı çaresizliği, hüznü ve nefreti bana aynı anda yaşatabilen tek grup Architects. Albümdeki iki “pop” besteyi bulup, onlarsız şarkıları baştan dinlediğinizde anlayacaksınız ki, The Sky…”, çok güzel bir dönemin kapanışına, mükemmel bir film müziği olarak cuk oturuyor. -Kerem Onan
4. Deafheaven – Lonely People with Power

Lonely People With Power, Deafheaven’in kariyeri içinde gerçek bir olgunluk ve şimdilik zirve albümü. Daha önce açtığı yolları disipline eden ve her duyguyu birer yumruk darbesi ile hissettiren muhteşem bir çalışma. Teknik ve kompozisyon açısından Deafheaven’in belki de en dengeli işi. Şarkılar uzun olmalarına rağmen sürüklenmiyor. Dramatik yükselişler yerini gerektiği anda sakin pasajlara bırakıyor ve grup en doğru zamanda sakinlemesini gerektiğini biliyor. Sonuç olarak ne tür sınırlarını zorlamak adına dağılmış ne de nostaljilerine yaslanan bir çalışma. Soğukkanlı, kontrollü ve söylemek istediğini net biçimde söyleyen bir albüm. Türler arası bir melezlik iddiasından çok, artık yerleşik hale gelmiş bir estetik dile sahip olması onları çok daha özel kılıyor. Benim için yılın en iyi albümü. Son derece güçlü ve çarpıcı. -Volkan Atay
3. Turnstile – Never Enough
Turnstile’in bir önceki albümü ve başyapıtı olan “Glow On”dan sonra, bu kadar büyüyeceği artık belli olduğunda, kabul edelim hep beraber içimizden bir “hadi bakalım ne çıkacak şapkadan” endişesi akıttık istemeden. Endişeler yeni albümle boşa çıkarken, yayınlanan “biyografik ve kitlesel” viraller ile grubun artık tamamen kendine has bir fan kitlesine ve desteğe sahip olduğu “fiziken” kanıtlanmış oldu. Grup, bu albümde de The Clash ve Bad Brains gibi grupların zamanında denediği hibrid punk rock ataklarıyla, dünya müziğinin panklar tarafından hiç dokunulmamış türlerini de sounduna katarak yoluna devam ediyor. Üstüne basa basa söylemek lazım, çağımızda bir albümü baştan sona dinletmek en zor iş, birden fazla sebeple. Artık önünüze bir Turnstile albümü geldiğinde bunu en az üç defa yapmak zorunda olduğunuzu biliyorsunuz. Sabahların artık ayazla başlamadığını fark ettiğin için ciğerlerine çektiğin nefesin çok daha güzelleştiği bir sabah gibi pozitif, umut dolu ve hayat yüklü bir albüm “Never Enough”. -Kerem Onan
2. Messa – The Spin
Messa’yı daha önce duymamış olabilirsiniz. 2014’ten beri aktif olan İtalyan grup, doom, black metal, dark ambient ve prog türlerinin rafine bir hibritini sunuyor. 2022’de yayınladıkları “Close” sonrasında gelen The Spin, kariyerleri açısından da bir sıçrama niteliğinde.1. Deftones – Private Music
Bir vokalist olarak Deftones’un her iyi albümünde Moreno’nun kendisini nasıl durmadan geliştirdiğini izledim yıllarca. Moreno, yazdığı güftelerle grubunu bir numetal grubu olarak anılmaktan çıkardı ve Deftones’u gerçekten kendine özgü bir kimliği olan harika bir modern rock grubuna çevirdi. Artık “türünün AC/DC’si olmak” dediğimiz “unofficial” terimi, bu albümle beraber Deftones için de rahatça kullanabiliriz. “Private Music” de bununla anılmak için güzel bir albüm adı zaten. Infinite Source ve Departing The Body, o kadar güzel atmosferlerle donatılmış şarkılar ki, dinlerken hem 2000’lere geri ışınlanıyor hem de Cyberpunk 2077 gibi bir oyunun içinden daha uzak bir geleceğe bakıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Çağımızda yaratması zor bir kombinasyon. Deftones, çağdaşları artık arada bir tek atımlık tüfekler ve retro eski albümü anma turneleriyle ayakta kalırken, yepyeni bir albümü baştan sona dinletmeyi başararak çok daha zor bir işe daha imza atıyor. Yine. -Kerem Onan
Yazarların Kişisel Listeleri
Burak Gülgüler
1) The Halo Effect – March of the Unheard
2) Deftones – Private Music
3) Bleed from Within – Zenith
4) Deafheaven – Lonely People with Power
5) Cardiacs – LSD
6) Scowl – Are We All Angels
7) Messa – The Spin
8) Omnium Gatherum – May The Bridges We Burn Light The Way
9) Paradise Lost – Ascension
10) Hypermass – Apparition Day
Emre Karacaoğlu
1) Naxatras – V
2) Deftones – Private Music
3) Messa – The Spin
4) Melvins – Thunderball
5) The Necks – Disquiet
6) Skunk Anansie – The Painful Truth
7) Mogwai – The Bad Fire
8) Imperial Triumphant – Goldstar
9) Swans – Birthing
10) FKA Twigs – EUSEXUA
11) Paradise Lost – Ascension
12) The Great Old Ones – Kadath
13) Diabolizer – Murderous Revelations
14) Biffy Clyro – Futique
15) Testament – Para Bellum
16) Deafheaven – Lonely People with Power
17) Blut Aus Nord – Ethereal Horizons
18) Lin Pesto – KABUL
19) Igorrr – Amen
20) Steven Wilson – The Overview
Ersay Uçak
1) Sleep Token – Even In Arcadia
2) Turnstile – NEVER ENOUGH
3) Deftones – private music
4) Spiritbox – Tsunami Sea
5) Clipse – Let God Sort Em Out
6) Architects – The Sky, The Earth & All Between
7) Orbit Culture – Death Above Life
8) Imperial Triumphant – Goldstar
9) Bleed From Within – Zenith
10) Lorna Shore – I Feel The Everblack Festering Within Me
11) Tyler, The Creator – DON’T TAP THE GLASS
12) Landmvrks – The Darkest Place I’ve Ever Been
13) The Callous Daoboys – I Don’t Want To See You In Heaven
14) Thornhill – BODIES
15) Rivers of Nihil – Rivers of Nihil
16) Heaven Shall Burn – Heimat
17) DRAIN – …IS YOUR FRIEND
18) Unprocessed – Angel
19) Despised Icon – Shadow Work
20) YUNGBLUD – Idols
Kerem Onan
1) Architects – The Sky The Earth & All Between
2) Species – Changelings
3) Chat Pile & Hayden Pedigo – In The Earth Again
4) Rwake – The Return Of Magick
5) Deftones – Private Music
6) Blood Vulture – Die Close
7) Void – Forbidden Morals
8) Ancient Death – Ego Dissolution
9) Barren Path – Grieving
10) Outergods – Dethroned & Devoured
11) Turnstile – Never Enough
12) Gridiron – Poetry From Pain
13) LIK – Necro
14) Unleashed – Fire Upon Your Lands
15) Hangman’s Chair – Saddiction
16) Stick To Your Guns – Keep Planting Flowers
17) Crust – Where The Light Fears To Descend
18) Depravity – Bestial Possession
19) Motherless – Do You Feel Safe?
20) Perdition Temple – Malign Apotheosis
Orçun Onat Demiröz
1) Deftones – Private Music
2) Messa – The Spin
3) Hangman’s Chair – Saddiction
4) Turnstile – Never Enough
5) FKA Twigs – Eusexua
6) Sleep Token – Even in Arcadia
7) Suede – Antidepressants
8) Deafheaven – Lonely People With People
9) Pink Turns Blue – Black Swan
10) Spiritbox – Tsunami Sea
11) Paradise Lost – Ascension
12) Glenn Hughes – Chosen
13) Architects – The Sky, the Earth & All Between
14) Little Simz – Lotus
15) Rosalia – Lux
16) Chevelle – Bright as Blasphemy
17) Perturbator – Age of Aquarius
18) Thornhill – Bodies
19) Gaahls Wyrd – Braiding the Stories
20) The Callous Daoboys – I Dont Want to See You in Heaven
Özgür Tekbıçak
1) Sleep Token – Even in Arcadia
2) Deftones – Private Music
3) Turnstile – Never Enough
4) Hangman’s Chair – Saddiction
5) Messa – The Spin
6) Bleed from Within – Zenith
7) Architects – The Sky The Earth & All Between
8) Paradise Lost – Ascension
9) Obscura – A Sonication
10) Heaven Shall Burn – Heimat
11) Blood Vulture – Die Close
12) Revocation – New Gods, New Masters
13) Deafheaven – Lonely People with Power
14) Proscription – Desolate Divine
15) Rivers of Nihil – Rivers of Nihil
16) Species – Changelings
17) Diabolizer – Murderous Revelations
18) Fallujah – Xenotaph
19) Steven Wilson – The Overview
20) Scour – Gold
Volkan Atay
1) Deafheaven – Lonely People with Power
2) Deftones – Private Music
3) Hangman’s Chair – Saddiction
4) Messa – The Spin
5) Imperial Triumphant – Goldstar
6) Rwake – The Return Of Magik
7) Rothdas – Töviskert… a kísértés örök érzete.. Lidércharang
8) Agriculture – The Spiritual Sound
9) Bruit – The Age Of Ephemerality
10) Dormant Ordeal – Tooth And Nail
11) Igorrr – Amen
12) Teitanblood – From the Visceral Abyss
13) Ancient Death – Ego Dissolution
14) Grey Aura – Zwart vierkant: Slotstuk
15) Tombs – Feral Darkness
16) Cénotaphe – Chimères
17) This Gift Is A Curse – Heir
18) Cryptopsy – An Insatiable Violence
19) Hooded Menace – Lachrymose Monuments Of Obscuration
20) The Callous Daoboys – I Don’t Want to See You in Heaven






