Securse diyor ki; “İyi crossover, paslanmaz”

Paylaş:
İstanbul hardcore/punk camiasının imece usulü bir araya gelerek türettiği projeler, memleketin yeraltı müzik tarihindeki en gözden ırak gruplar. Bu tayfa kendisini tanıtmaktan çok müzik icra etmek gibi bir niyetle motive olduğundan, onları bulmak çok da kolay değil. İşte bu mecra içerisinde yer alan ve zamanında Standback, Sakatat, Lecture, Urban Carnage, Radical Noise gibi gruplarda söyleyip çalmış elemanlardan oluşuyor Securse.
.
Aslında, yukarıda bahsettiğimiz imecenin son ürünü diyebiliriz proje için. Basitçe tanımlamak gerekirse, His Hero Is Gone / Tragedy sularından koşarak gelip Power Trip gibi modern seslere kadar uzanan bir crossover hardcore müziği icra ediyorlar. Grubu dinlemek için şuraya ya da buraya kafa atabilir, instagram ve facebook‘dan takip edebilirsiniz. 2025 yılının 1 Mayıs günü yayınlanan ilk ep’leri “665”in nasıl oluştuğunu ve hikayenin geri kalanını okumak için ise, buyurun muhabbete;
.
SECURSE ün hikayesi nasıl başladı ve bugünlere kadar geldi?
Ali Can: Securse her ne kadar yeni bir grup gibi dursa da aslında masa başında planlayıp kurduğumuz bir proje değildi. O dönemki grubumuzun ( Poster-İti ) gitaristinin ayrılmasıyla birlikte, eski ev arkadaşım ve Sakatat, Ultimate Blow Up gibi gruplardan bildiğimiz Onur’a “gel çal” dedim, o da sağolsun beni kırmadı ve kabul etti. O dönem çıkarmaya hazırlandığımız albüm olan “İnfilak” üzerinde çalışıyorduk. Üç civarı parça vardı; üzerine yenilerini yazıp düzenledik, kaydettik ve kaset formatında tamamen kendi imkanlarımızla bastık. Onur’un girişiyle beraber müzik çok daha agresif bir yöne kaydı. Riffler birbirinin üstüne biniyordu, tempolar sertleşiyordu, “dur-kalk” yapıları beni ciddi anlamda zorlamaya başlamıştı.
.
Tam ivme kazanmışken Onur’un ciddi sağlık problemleri ortaya çıktı. Bu sırada vokalimizin yurt dışına taşınıp gruptan ayrılmasıyla işler iyice dağıldı. Bir süre Onur rifflerini gönderdi, ben de onlara davul yazıp parçaları ayakta tutmaya çalıştım.
.
Bu noktada yeni bir başlangıç şart oldu ve Securse ismiyle yola devam etme kararı aldık. Ardından Radikal Noise’tan Kerem abi, Never Reach Home, Lecture tayfasından Sinan ekibe dahil oldu. Evde buluşup şarkıları parçalara ayırıyor, ne anlattığını tartışıyor, saatlerce kafa patlatıyorduk. Sonrasında bunu stüdyo disiplinine taşıdık. Bu süreçte yine aynı çevreden Can da (Never Reach Home, Lecture, Neglected, Ultimate Blow up) ikinci gitar olarak katıldı ve kadro tamamlandı.
.
2019’da başlattığımız kayıt dosyasını yeniden açtık, eksikleri tamamladık. Tüm albüm Mayday’ deki küçücük odada başladı ve orada bitti; yerin dibinde..
Biz bu albümde yaşamı, ölümü, kaosu, öfkeyi anlattık. Yani ne varsa olduğu gibi, filtresiz.
.
Kerem : Ben Radical Noise defteri kapandıktan sonra bir grup falan düşünmüyordum ne yalan söyleyeyim. Onur ile işyerlerimizin aynı binada olduğunu öğrenince karşılaştık, oradan sonra başladı benim için bütün hikaye… Lifelock Alper’in Kadıköy Mayday stüdyosunu, ep yayınlanana kadar geçen süreçte mancave gibi bişeye çevirdik desek yeridir  Orada şarkılara eklemeler yapıldı, cilalar çekildi ve 665 ortaya çıktı.
.
Kendinizi müzikal olarak nasıl tanımlıyorsunuz? Crustcore? Hardcore? Metalcore? Kimi şarkılarda bm, dm, thrash metal etkileri oldukça belirgin duyuluyor.
.
Kerem : Aslında çok mükemmel bir kelime var her türün başına koyduğunda biraz müzikle ilgili ise direk merak edeni tatmin edebilecek bir kapasiteye sahip; CROSSOVER. Poster-iti’nden sonra yeni şarkıları yaparken Onur ile Ali Can’ın bu kimyayı yakalamış olduğu çok belliydi deneme kayıtlarından. Onur’un Funeral Pyre Of Mankind’dan beri fanı olduğum crust riflerinin sağında solunda bm, dm etkili pasajları; metalcore’un ilk jenerasyonuna gönderme yapan rifleri bir arada duyunca dedim ki ben bu çorbadan içerim arkadaş. Bi gönderme ile konuyu noktalamak gerekirse “iyi crossover, paslanmaz”  desek, yeridir.
.
Ali Can: Ben Securse’ü kafamda bir janra tanımına koyamıyorum. Bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz ve o an müzik bir anda harlanıyor, çeşitli yerlere savruluyor. Sadece lirik olarak değil, içindeki melodilerin de bizim için büyük anlamları var. Özellikle bazı girişlerde ya da bitişlerdeki temanın ne anlattığını iyi dinleyicilerin kavrayacağını düşünüyorum. Şmdi bu kadar değişik duvarlara çarpan bir müzik için metal, hc ya da punk vs. diyemem. Belki dinleyiciler bu konuda daha sağlıklı yorumlar yapabilir.
.
“665”epsinde yer alan şarkılardan “Traitor” şu ana dek en sevilen şarkınız olarak göze çarpıyor, Kadıköy Karga konseri videosunda paylaştığınız ve ep’de yer almayan yeni şarkı “Kabuk”da da yine farklı türleri iç içe duyuyoruz; şarkı bestelerken grup içinde nasıl bir mekanizma işliyor, bu konuda herhangi bir tür sınırınız var mı?
.
Ali Can: Sınır konusunda, elbet bir sınır var. Evet değişik noktalara gidip geliyor olabilir müziğimiz fakat farkettiyseniz hep bir ateş içindeyiz. Karanlık dünyamızın bize verdiği bir kazan içerisinde oluşuyor bu bütünlük. Beste konusuna gelecek olursak da bir yapbozun parçalarını birleştirmek gibi bir şey oldu bizim için beste yapmak. Örnek verecek olursam Onur 20-30 saniyelerden oluşan ve bir biri ile bütünlük kurabileceğimiz riffler yazar. Ben önce davul partisyonlarını detaylıca düşünüp, çalışırım. Grupça bunlar nasıl bir araya gelmeli, nerelerde bağlanmalı ve aralarındaki köprüler nasıl olmalı parçaları üzerinde oturur düşünürüz. Kerem abi zaten o sırada lirikal olarak olayın derinlerine dalmış oluyor. Bunları fiziken bir araya gelip yapıyoruz. Bu organiklik aslında aramızdaki kimyanın gelişmesine ve çalım bütünlüğüne de etki eden en büyük faktör.
.
Kerem: Açık konuşayım, Securse’ün hardcore/punk altyapısı üzerine katmayı denemekten çekineceği bir ekstrem müzik türü olduğunu zannetmiyorum ama tabi bunu yaparken kullanılacak alt sınırımız net olarak hardcore/punk. İlk kayıtta bm, dm, thrash metal gibi çok sevdiğim türlerden bolca faydalandık. Onur ile Ali Can bizden önce bu hibridi yaratmışlardı zaten, biz de tuzunu koyduk aslında. Ve çok dozunda, türlerin özüne saygılı bir tavır ile bu çorbayı becerdiğimizi düşünüyorum. Yeni şarkılar artık tüm ekiple beraber yapılıyor ve yeni kayıtta oldukça farklı “harmanlar” duyacağınızı şimdiden garantileyebilirim
.
Grup kadrosu Türkiye uç müzik sahnesinin 90’lardan günümüze kadar neredeyse tüm dönemlerine şahit olmuş elemanlardan oluşuyor; 90’lardan bugüne – başta hardcore punk olmak üzere – uç müziğin geldiği yeri nasıl görüyorsunuz?
.
Kerem: Grindcore’dan punk rock’a kadar ekstrem müziğin Türkiye’de hep az ama öz temsilcisi oldu bence. Covid sonrası dönemde Cerahat40k’dan Chaösdogs’a Ofisboyz’a kadar yeniden kaliteli bir hareketlenme başladığını; hem devremiz olan hem de genç nesilden bir sürü insanın deli işi müziklere sardığını görüyoruz. Hardcore punk sahnesi hala yeterince kalabalık değil ülkede ama artık tür ayırımının kimsenin umurunda olduğunu sanmıyorum, 2000’ler neslinin tamamı hala farklı türlerde hayvan gibi müzik yapmaya devam ediyor.
.
Geçen haftalarda High On Fire konserindeydim misal ve şarkıları yumrukları havada ezbere söyleyen gençlerle dedeleri bir arada görünce gözlerim yaşardı. 2005’de biz iki üç kişi atıyorum bi konser mekanında HOF, Sleep, Harvey Milk muhabbeti çevirsek etrafımızdakiler “eyvah yine başladılar garip grupları konuşmaya” diye uzaklaşırdı, şimdi ortalık yıkılıyor, bu güzel.
.
Ali Can: Bu konuda keşke uzun uzun yazılar yazılabilse fakat ben bu konuya biraz gerçekçi bakıyorum. 90’ lardan bu yana Türkiye yeraltı sahnesi hep 3-4 yıllık bir parlama ve sonrasında sönme durumunu yaşayarak buralara kadar geldi. Bunda elbette en büyük faktör imkansızlıklardı bence. Müzisyenlerin ve gruplar arası duygusal bakış açısı da sahnenin kemikleşememesinde büyük faktör tabi. Gönül isterdi 30 yıldır sürekli devir daim de yaparak gelişen hc/punk sahnemiz olsun. Artık önümüze bakacağız ve yeni nesilleri de etkileyerek, yanımıza katarak az ve öz de olsa sağlam duran, dış dünya ile etkileşimleri yüksek gruplar ile bu sahneyi tekrar inşa etmek neler yapmamız gerekir onları düşüneceğiz.
.

.
Bu bağlamda özellikle 2010’larda çok dönen 90’lar retroculuğu ve bu yıllarda artık karşımıza çıkan 2000’ler nostaljisi durumları için ne düşünüyorsunuz? O zamanlar daha mı iyi güzeldi her şey, bugünle o dönemleri kıyaslarsanız neler söylersiniz?
.
Ali Can: Kendi fikrim olarak söyleyeyeyim yeni nesil vıcık vıcık sounddan ziyade eski soundlar daha çok hoşuma gidiyor. Retroculuk mu denir bilmiyorum ama yeni akım soundlar bana hiç hitap etmiyor. Özellikle 2010 sonrası. Grupça ben o yıllarda takılı kaldığımızı ve bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Yeni dönem müzikleri olunca konu dinleyebildiğim anca farklı janralarda müzikler oluyor. Extreme tarzlar için açıp yine 80’ler 90’lar müziklerini dinlerken buluyorum kendimi. Yeni çıkan ve sevdiğim punk/metal/hc gruplarına bakınca da zaten eskilerde bir parça taşıdıklarını kolayca söyleyebilirim.
.
Kerem : Ya şimdi orada kafa karıştıran şu; o dönemin Türkiye gibi uzak ülkelerde zevki arttıran tarafı o kültürü çok uzaktan gelen bir hediye gibi keşfetmenin; ulaşılması zor, emek sarf etmek gereken müziklere, fanzinlere, PTT’den pul yalayarak atılan mektupla ulaşmanın verdiği doyumdu. Bu neden değişti diye feryat ederek nostaljiye gömülmek yerine, yeni dönemde “kendin yap” kültürünü bu çağa nasıl adapte ederiz onu düşünmek gerekiyor. Fakat sound ve ruh anlamında kişisel gelişimimi yaratan grupların çoğunun 80’ler ve 90’lardan kalma olduğunu kabul ediyorum, o konuda Ali Can’a katılmamak elde değil, özellikle ekstrem türlerde.
.
“665”in kapak tasarımı oldukça apokaliptik bir görsele sahip, “Everyone Will Die”, “Artık Yeter” ve “Öldü İnsanlık” gibi şarkılarınızda da bu konsepte oldukça yer verdiğinizi görüyoruz, burada konsept bir hikaye var mı anlatmak istediğiniz?
.
Kerem: Kapağın tamamında bir hikaye var çok doğru.  Aklımda uzun zamandır evirip çevirdiğim bir yaşam – ölüm döngüsünü gerçek hayattan kopmadan, ruhani yanı ile değil, seve seve içinde bulunmak zorunda olduğumuz hayat şartları ile eşleştirerek anlatmaya çalışmak. Kapağı yapan arkadaşımız Gürkan Özer de sağolsun bunu hayata geçirdi güzel kalemiyle. Yeniden, tekrar tekrar militarize olmuş, düzenli olarak savaş – barış – savaş döngüsüyle yaşadığının farkında; birbiriyle iletişimi bilgi çağına rağmen ruhen kilometrelerce kopmuş bir türün yok oluşa giderken nasıl kendi kendisini maddi ve manevi uyuşturucularla “kandırdığını” anlatan bir konsept bu. Bireyin ve kitlelerin kendi hayatlarının kontrolünü alma yeteneğinin yok edilerek; ertelemenin yıllarca boşa akmış eski bir musluktaki küf gibi sahte ama ölümcül bir haz ile ilahlaştırıldığı yeni dünyayı, “döngü” kavramına çok sevdiğim post apokaliptik bir konseptten bakarak yorumlamaya çalıştık. Yorumlara açık tabi, görünce kendi fikrini türetenleri de dinlemek isterim açıkçası.
.
Biz projenin sözlerini güftelerini hazırlarken daha dünya bu kadar karışık değildi açıkçası, şu an yaşadıklarımız ortalığın daha da karışacağını gösteriyor ve Veneüzela’dan sonra bunun bölgemizle sınırlı kalmayacağını, dünyanın yeni bir küresel paylaşım savaşına gebe olduğunu görüyoruz. Bu savaşa tuzla koşacak hıyarların hikayesini “Everyone Will Die”da; göçmen çocukların olmayan mezarlarını “Artık Yeter”de; filistin soykırımını Öldü İnsanlık”da anlatmaya çalıştık. Çünkü bu sefer yıllardır türdaşlarımızın şarkılarında anlattığı sona çok daha fazla yaklaştığımızı hissettik. Kimbilir, belki de 80’lerde soğuk savaşın nükleer kapışma ile bitmemesini sağlayan, anti – nükleer imajda fazlasıyla payı olan thrash metalciler ve crust punk’lardır. Tüm zıt tezleriyle beraber, sanatın insanlık üzerindekl etkisinin dünyayı değiştirebileceğini hayal etmek hala yasak değil.
.
Albümden herhangi bir şarkıya klip çekme fikri var mı yoksa geleneğe bağlı kalarak canlı performanslarınızı paylaşarak mı devam etmeyi planlıyorsunuz?
.
Ali Can: Burada bir sınırımız yok. Aramızda konuşurken iyi olabileceğini düşündüğümüz klip sohbetlerini de çeviriyoruz. Bunun haricinde aslında daha ön sıraya koyduğumuz bir live session planımız var. Canlı izleyemeyen veya grubu dünyanın her hangi biryerinde daha kolay keşfedebilecek dinleyiciler için izlediklerinde enerjiyi ve patlamayı hissedebilecekleri ufak bir çekim işimiz var.
.
Kerem: Ben bazen kendi kendime minik senaryocuklar yazıyorum şarkılara, misal Everyone Will Die’a animasyon bir savaş klibi çok yakışırdı. Artık Yeter ve Öldü İnsanlık dünya denizlerinde yok olan göçmenleri ve Gazze’de soykırıma uğrayan insanları anlattığı için onları eski bir fanzinin sayfalarını çevirirken şarkıda anlatılan konuya uygun haberlerin üst üste geçtiği bir akış olarak çekerdim. Ama bu müziğin canlısını dinlemek de bambaşka bir keyif be kardeşim Şahsen insanların herhangi bir canlı performansımızın videosunu görüp konserlere çekilmesi beni klipten daha çok etkiliyor.
.
Hazır konserlerden konu açılmışken, 2025 ve 26’da Securse’ü canlı olarak nerelerde izleme şansımız olacak?
.
Ali Can: Grup ve kondisyon olarak hazır halde olsak da şu an için kesinleşmiş bir konser tarihimiz yok. Yeni yılla birlikte güzel buluşmalar yaşamak çok istiyoruz seyirci ile. Bu yönde adımlarımız olacak.
.
(Güncelleme; grup 16 Ocak Cuma akşamı Kadıköy Karga’da şu etkinlikte çıkacak )
.

.
Özellikle büyük fiirmalar yerine bağımsız ortamları tercih ederek çalışan müzik gruplarının seslerini duyurmak için sosyal medyanın her alanında daima aktif olmak zorunda kaldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu konuda Securse neler yapıyor ve bu durumu müzisyen olarak nasıl karşılıyorsunuz? Yaptığınız müziğin ulaşması gereken herkese ulaştığını düşünüyor musunuz?
.
Onur: Ne kadar ulaştırmak istediğinle de alakalı bir durum. Sosyal medya tarafını ne kadar etkili kullanabiliyorsan ivmeli bir şekilde büyüdüğünü düşünebilirsin ama gerçekte öyle mi emin değilim. Yapılan müziğin belli bir üretim ve olgunlaşma süreci var. Bundan da ödün vermeden çalışkan olan gruplar nerede olursa olsun yol alıyor zaten. Şu anda bile onlarca şarkı albüm release ediliyor. Dinleyici için çok alternatifli ve zorlu bir süreç ne dinleyeceğini seçmesi. İyiyse zaten onu ayırıyor köşeye. Günde 10 tane sevdiğin grubun paylaşım yapması da itici olacağını biliyorsun. Arasını bulup ilerlemeli bence. Securse içinse aldığımız tepkiler güzel ve ilham verici. Yeterince ulaşmamış olabilir insanlara ama akışına da bırakmak gerekiyor biraz.
.
Kerem: Ben kendi adıma covid sonrası dünyadaki bu yeni hale alışabilmiş değilim. İçerik sadece çok göze sokulduğunda ön plana çıkıyor ama diğer yandan da, gözümüze sokulsa da – belli alt kültür kitleleri için – kötü olan çok hızlı eleniyor. Fakat bir müzik yazarı olarak kendi adıma itiraf edeyim, bazen çok çok sevdiğim bir grubun albümünün çıktığını başka bir arkadaşımın yıl sonu listesinde görünce fark ediyorum, ruhum duymamış yani albümü. Bu bir geçiş dönemi ve bir şekilde müzik ile dinleyicisi birbirini keşfetmenin bir yolunu bulacaktır diye düşünüyorum.
.
.
Standback, Lecture, Sakatat, Radical Noise gibi gruplarda yetişmiş bir ekipsiniz. Securse hepinizin müzikal kariyerinde metal soundunda en çok kendini gösteren proje gibi görünüyor. Bu anlamda hardcore/punk kültürü ile heavy metal kültürünin farklı kesimleri arasında bir bağ kurduğunuzu ya da zaten böyle bir bağın olduğunu düşünüyor musunuz?
.
Onur: Metalle HC Punk arasındaki ilişki İstanbul – Kocaeli’ne benziyor müzik dinleme geçmişimizde :D  Ekip olarak ikisini de çok dinliyoruz. At izine it izine karışıyor sanırım ister istemez. Tadında ve doğru zamanlamalarla her müzik olmasa bile yedirilebilir gibi geliyor bana.  Doğu Batı sentezi gibi bir durum değil neticede.
.
Ali Can: Bu konuda ben pozitif bir bağ olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle büyük bir yeraltı sahnemiz yokken. Keza geniş kitleleri olan yabancı sahnelerde de bu bağın olduğunu görebiliyoruz. Bu konuda sınırcı değil tam tersi sınırları aşabilen bir mantıkta ilerlemek her iki kesim için de daha yapıcı oluyor. Bunu bir görüş değil denklem olarak her iki kültürün de benimsemesi gerek. Kemik bir yeraltı sahnemiz olacak ise öncelikle iki kesimin bu dayanışma içerisinde olmamız gerekir. Sadece dinleyici kesimleri değil müzisyen kesimleri de gayet birlikte, uyumlu işler yapabiliyor. Punk kökenli bir davulcunun metal grubundaki kimyası ya da metalci gitaristin bir punk ya da hc grubundaki kimyası ortaya tükenmeyecek bir hazine çıkarabiliyor.
.
Kerem : Ekstrem metal tarihine dikkatle bakarsanız, bütün kök grupların elemanlarının ya punk ( genellikle crust-punk ) ya da klasik heavy metal ile işe başlamış olduklarını göreceksiniz. Daha yolun başında Jeff Hanneman gibi dahilerin müzikal gelişiminde de belli olduğu gibi, thrash metal ile başlayan “punk’ın çiğliği ile NWOBHM’in metalini” birleştirme fikri; sonrasında gelen tüm ekstrem metal türlerinin temel formülü olarak kaldı aslında. Aynı şeyi tam ters taraftan DRI’da “Crossover” albümü ile yapmıştır. Metalcore’un bir alt tür olarak 90’larda ilanını takiben, hardcore dinleyicisinin metal alt türlerine daha da açık hale gelmesiyle, neocrust’dan blackened screamo’ya kadar bir çok alt türde punk kültürüne mensup taifeler heavy metal’den faydalandı. Kısacası bu bağ hep oradaydı zaten, 80’lerden beri ilmek ilmek örüldü diyebiliriz.
Paylaş:

NELER OLUYOR?

PASLANMAZ KALEM
12 YAŞINDA!

Mart 2024'de 12 yaşına bastık! Yeni yaşımızda daha çok içerik üretmek için durmadan çalışıyoruz. Güncel içeriklerimizden anında haberdar olmak için sosyal medya hesaplarımızı takip edebilir ve Youtube kanalımıza abone olabilirsiniz. Dilerseniz bizi Patreon'dan da destekleyebilirsiniz.